TUTHALİYA - AKIL TAHTINA OTURMAYAN,AKILLIYA TAHT OLUR. - Blogcu




AKIL TAHTINA OTURMAYAN,AKILLIYA TAHT OLUR.

11/7/2009 - TUTHALİYA

Kategori: FELSEFE




YOLCULUK BİR BAŞKALDIRIDIR...........



Bir kral sözünü anımsıyorum"insanların pek çoğunun bellekleri,sevmekten vazgeçtikleri ölülerinin sessiz sedasız yattıkları terkedilmiş mezarlıklardır.Unutulmayan acı unutkanlıklara yöneltilen bir küfürdür"der....
Belleğimdeki yitik mezarların izini sürmek,tarihin göç izlerinde, bir söz bir işaret bulmak için düşmeliyim yollara.
Yolculuklar ister geçmişe,ister içimize,ister bilinmeyen denizlerin ötesine olsun bir başkaldırıyı,yetinmemeyi,merakın ve değişimin bir parçası olmak isteğinden kaynaklanır.kadim çağlarda denizlerle karaların sınırını,karalarla havanın sınırını,topraklarla toprakların,nehirlerle dağların sınırını tanrıların çizdiği kabul edilirdi.Buralarda keşfedilen bulunan şeyler tanrılara ait olduğu için;bulanlar onu tanrılardan çalmış sayılırdı.Ateşi Zeustan çalan prometheus,uçmak isteyen Ikarus,kutsal postu bulmak için denizlere açılan Iason hep bu yüzden tanrıların gazabına uğradılar.Ve hep bu yüzden sonu gelmez cezalara layık görüldüler.Evlerinde oturanlar itaatkar olanlar cenneti hakkediyorlardı!Bu dünya da herkese cennet sağlayacak kadar nimet,güç ve para yoktu.Onun için itaatkarların en kuvvetlisi en güçlüsü en akıllısı, tanrılara en yakını ve onun en yakınları,yakınlarının yakınları ancak bu dünya da cenneti yaşayabilirlerdi.Dünya düzdü izinsiz,hesapsız kitapsız sınırları aşan tanrı korusun bir ucundan sonsuz bir boşluğa düşüverirdi!Akadlı kral Sargon gibi...Ne kadar cesur ve ne kadar atılgan ve muzaffer olsada işte sonunda Fırat nehrini geçerken boğuluvermişti.Tanrıların gazabı değilmiydi bu???
Bir purulliya bayramında(Bahar bayramı)düştüm yollara.Önce atam Anitta'nın mezarını bulmak istiyordum.Ona ait sedirden tabut ve cesedi çoktan Purillanın bağrında dağılp toprak olmuştur genede mezarında bir yazı bir öğüt bulabilirim belki."Nereden gelmişlerdi?Denizlerden doğan büyük tanrı niçin güneş tanrısı olmuştu?yaşamımda niçin tapınağın yanında kazılı"Göğün güneş tanrısı efendim,insanoğlunun çobanı,yukarıya geldin sen.Göğün Güneş tanrısı,denizlerden geldin ve şimdi göklere çıkıyorsun".sözlerinin anlamını düşünmemiştim?
Güzel bir bahar sabahı Hattuşa'ya ulaştım görkemli başkentimize.Boğazda bir tepenin üzerinde yıkık surları ve yıkılmış taşlarla kaplı büyük aslanlı giriş kapısı öyle sakin,öyle dalgın,öyle mağrurdu ki;Her şey'e hatta zamana bile meydan okur gibi sırtını birbirine vermişti büyük ve eskimiş taşlar.Yıkıntıların arasından tırmanarak girişe yakın yukarı tapınak bölgesine ulaştım.Bir tablet,bir mezar,bir yazıt,bir söz aradım.Eski pazar yerinde sulama kanallarının arasında,tahıl depolarının yanlarında;hiçbir şey bulamadım ne Anittaya ne de Hattuşiliye ait.Akşam üzeri Sfenksli kapının şehir girişi tarafında,yerde büyük bir kaya üzerinde yazılar gördüm.2.Murşili'ye aitti.torunumun torunu Murşili ,sevgili oğlum kral soyundan!Yazıların okuyabildiğim yerleri şöyleydi:"veba yüzünden tüm tanrılara dua ettim...beni işitin.Vebayı Hattuşa ülkesinden kovun....Ama tanrılar duymadı."diğer bölük pörçük yazılardan da anladığım kadarıyla çok uzun süren bir veba salgını olmuştu.Bütün rahiplere danışılmış bütün adaklar,gerekli libasyonlar yapılmıştı.ama nafile tanrılar yardım etmiyordu edemiyordu.Bir yerde Murşili sevgili torunum şöyle diyordu tanrılara"ceza verilecekse adil olunmalıdır;ona yani suçunu kabul eden insana,merhamet gösterilmelidir.hiç olmazsa,kralın hatasıyla ilgisi olmayan halka merhamet bahşedilmelidir".Halkının acısını yüreğinde hisseden sevgili torunum tanrıları ikna etmeğe çalışıyordu."Bir köle,bir şeyin üzüntüsünü çeker ve efendisine yalvarırsa,efendisi onu dinler,onu üzen konuyu onun için düzeltir ya da onun cezasını affeder".Anlaşılan tanrılar ya ikna olmuyor ya da ellerinden birşey gelmiyordu.iyice kızan torunum en sonunda tanrıya baş kaldırıp üstü kapalıda olsa onu tehdit etme yoluna gitmişti."eğer efendilerim tanrılar,vebayı Hattuşa ülkesinden kaldırmazlar ve ölümler devam ederse,o zaman adak ekmeği ve içkisi sunanlarda ölüp gidecek.Onlar ölünce,hiç kimse efendilerim tanrılara adak ekmeği ve içkisi sunamayacak...şimdi ailem,evim,ordularım ve arabalı savaşçılarım ölüp giderse durumu nasıl düzelteceğim?"Tablet bitmişti.Gençler;dedim kendi kendime ne güzel düşünüyorlar.gerçekten insan ölüm tehditi altındaysa,ailesi yok olacaksa,ülkesi işgal edilecekse,onuru ayaklar altına alınacaksa O tanrıya o kadar güvenilip o kadar inanılabilirmiydi?
Akşam çökerken aşağıda kapının yanında kahverengi kıyafetli,şapkalı kara ince bıyıkları olan bir adam vardı.yanında parlak bir çubuğu olan küçük bir kutudan şarkı olduğunu anladığım bir ses yükseliyordu ağzını havayla dolduran adam şöyle diyordu"ben insan değilmiyim?madem unutacaktın beni niye yarattın,ben kulun değilmiyim?"
Çok yorgundum yürüyerek büyük tapınağın arkasındaki tören alanına gittim.Yıldızlar çoğalıp yeryüzüne iyice yaklaşmıştı.Ay tanrıçamız anamız Nina tahtına kurulmuş dünyamızı gözetliyor her yeri altın rengine boyuyordu.
Uyuya kaldım,sanırım.Sanırım düş görüyordum:Beyazlar giymiş,sağ elinde ışıklar saçan sihirli değneğiyle sürekli gülen kraliçe,hayır hayır bir Tavananna yanıma yaklaştı o anda gökten muhtemelen yıldızlardan parlak ışıklı iki mavi ip düştü.Bu bir salıncaktı "yıldız salıncağı".buyruktan çok karşı konulamayacak bir istekti"Beni sallayın lütfen!"sallamaya başladım her yanımdan geçişinde uzun ve beyaz parmaklarıyla yüzümü okşuyordu.Sıkılmıştım,yanlız kalıp halkıma ne olduğunu öğrenmek istiyordum.yarın nereye yola koyulmalıydım?ülkemin geleceği ve krallığımın izini nerde sürmeliydim?Özgür olma isteği ile salıncağı bütün gücümle salladım.Bu kez gökyüzüne doğru çok uzaklara gitti.Ninayla konuştum bir süre"kuzeyden geldik değil mi anacığım?Yarın orayı aydınlat ne olur bu dağları aşmalıyım ben."Sessizliğin içinde birden kraliçeyi anımsadım.neredeydi özlemiştim onu beklerken bir anda göründü"özgür olmak istiyorsun değil mi?"diye bağırdı.Evet evet dedim."ama özlüyorsun.bu bir bağımlılık değil mi?"diye gülerek bağırdıktan sonra gözden kayboldu tekrar.Uzun zaman bekledim fakat görünmedi.sabah olurken ovadan nefis bir koku yükseldi.işte dedim kendi kendime toprak anamız purillanın kokusu muhteşem,bu yıl çok verimli,üretken geçecek."hayır!Diye bağırdı bir ses o koku benden geliyor feromen kokusu o;hem bağımlılık olmadan özgürlük olmaz ki!"Uçup gitti yine....
Şehirin kapısına doğru yöneldiğimde aklım karışıktı,her özgürlüğün sonunda bir bağımlılık;her bağımlılığın karşısında bir özgürlük mü vardı?Bize bağlı binbir kral hep özgürlük için mücadele etmemişmiydi ve biz her gün tapındığımız binbir tanrıyı sırayla terk etmemişmiydik?Kafam karma karışıktı.Kapıda duran adam herhalde bana bağırıyordu"hey ihtiyar defol buradan!turistler gelir şimdi."Bir meczuba benziyordum.Oradan tökezleyerek ve aksayarak uzaklaşmaya çalışırken kutudan o ses geliyordu yine"MADEM UNUTACAKTIN,BENİ NİYE YARATTIN BEN KULUN DEĞİLMİYİM......"


ASİTAVANDAS

İyi ki böyle değerli bir varlığı tanıdım...
Akheneton sadece O'na yoldaş olmak için ellerimde can bulmuştur...
Hep en iyileri izledim .Onlar ile dost oldum...
Sen  kendi dalında  en iyisin..
Tebrik ediyorum.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Son Yazılarım

Kategoriler