|
Likya, genel hatları ile; Köyceğiz ile Antalya arasında bir çizgi olduğu varsayılırsa; bunun güneyinde kalan, dağlık bir yöredir. Batıda Akdağ ( Massictus ), doğuda Bey dağı ( Solyma ) ile sınırlanır. Akdağ’ın batısında Xanthus Vadisi Cragus ve Anticragus’a Bey Dağı’nın doğusunda ise Alakır vadisi Tahtalı Dağ’a açılır. Yörenin kuzeyi denizden yaklaşık 900 metre yükseklikte bir düzlükten oluşur. Yerleşim merkezleri dağınık ve seyrektir ki tüm belli başlı kentleri Xanthus vadisi sahilinde kurulmuştur. Genel olarak yaşam koşulları güçtür.
Likyalılar; Anadolu’da yaşayan ırklar arasında özel bir yere sahiptir. Özgürlük ve bağımsızlıklarına oldukça düşkündürler ve yaşadıkları dağlık bölgede saldırılara şiddetle karşı koymuşlardır. Roma İmparatorluğuna en son katılan toplulukturlar. Kendilerine has bir dilleri ve özgün yapı biçimleri vardır. Birleşme ve federatif örgütlenme biçimlerine yatkındırlar. Gelenekleri ve mezar yapıları da kendilerine özgü biçimdeydi.
Nerden ve ne zaman geldikleri konusunda çeşitli kaynaklar, değişik belgeler sunmasına rağmen tarihsel kanıtlara göre; M.Ö 14. yy da Xanthus vadisine yerleşmiş, Miletus’tan güneye yönelen Giritliler oldukları, eski adının “ Termilae “ olduğundan bahsedilebilir ki günümüze ulaşan yazıtlarda Lİkyalılar kendilerinden “TERMILI” olarak söz etmektedirler. Yazıtların çoğunu kitabeler oluşturur. Ancak Xanthos Dikilitaşı ve Letoum yazıtları başlıca tarihsel ve diğer olaylardan da bahseder.
Heredot’a göre; Likya gelenekleri Girit ve Karya örf ve adetlerinden oluşmuştur. Ancak kendilerine özgü ve eşine rastlanmamış bir gelenek olarak; Likyalıların sülalelerinin kökü anne tarafına dayanmaktadır. Ayrıca; toplumdan bir kadının çocuğu, bir esirden dahi olsa yasal haklara sahiptir. Oysa bir erkeğin bir yabancı veya cariyeden doğma çocuğu gayri meşru sayılmaktaydı.
Likyalılar ‘a Yunan edebiyatında ilk kez Homer’in “İlyada” yapıtında rastlanır. (MÖ. 700 yıllarında) M.Ö 6. yy da Pers egemenliği altına girmişler ancak ülke kendi krallarının yönetimine bırakılmıştır (Bu yy. da krallar kendi adlarına gümüş para bastırmışlardır.) MÖ 333’te Büyük İskender‘in egemenliğine, İskender’in ölümünden sonra da kendini Mısır Kralı ilan eden General Ptolemny ‘nin egemenliğine giren Likyalılar, yaklaşık yüzyıl süren bu dönemde Yunan gelenekleri ve dilini benimsemeye başlamışlardır. M.Ö 197 de Suriye kralı III.Antiochus ‘a geçen ülke MÖ 189 yılında Antiochus’un Magnesia savaşında Romalılara yenilmesi ile Rodosluların yönetimine girmiştir. (Telmessos dışında) Rodos’un Likya egemenliği döneminde Phaselis batıdaki komşuları ile beraber Likya’ya katılmıştır. MÖ 167 yılına kadar savaşlarla süren bu dönem sonunda Roma Senatosu tarafından bağımsızlıkları tanınmıştır. Bu dönemde “Likya Birliği”nin gücü artmıştır. Likya Birliği denilen temsili hükümet sisteminin en belirgin özelliği; kentin oy hakkına bağlı olan yetki ve görevleri olmasıdır. Yazıtlara göre meclis; bir Yunan kentindeki gibi tüm yurttaşlardan değil her kentten oy haklarına göre seçilmiş delegelerden oluşmaktadır. M.Ö 129 da Asya’da Roma’nın kuruluşundan etkilenmeyen Likya; MÖ 88 de Pontic Kralı
Mithridates VI.’nın, Roma yönetiminin zor durumdan yaralanıp saldırıya geçtiği sırada direnen kentlerden biri olmuştur. MÖ 84 yılına kadar süren savaşı izleyen anlaşmada, Romalılar Likyalıların bağlılığını ödüllendirmek için bağımsızlıklarını onaylayıp; kuzeydeki 3 kenti (Bubon, Balbura ve Oenoanda) Likya topraklarına katmışlardır. MÖ 1. yy da Romalıların iç savaşları sırasında Brutus’a yardımı reddedince Xanthos yenik düşmüş ve yakılıp yıkılmıştır. MÖ 42 de Anthony Roma’nın doğusuna sahip çıkarken, Likya; Küçük Asya’da Roma egemenliği dışında kalabilen tek yöre olmuştur. MS 43 ‘te Pamphylia ile birleştirilen Likya, arada bağımsızlığı tanınmış olsa da MS. 69-79 yılları arasında hüküm süren Vespasian tarafından kesin olarak onayladığı şekli ile, birleştirilmiş Roma kenti olarak kalmıştır. Likya birliği bu dönemde de işlevini sürdürmüştür. (adalet, içişleri ve güvenlik gibi konular birlik yöneticilerinin denetiminde, savaş ve barış gibi konular ise Romalıların kararına bırakılmıştı) Ancak birleştirilmiş bu iki kentin yapısı ve halkları çok farklı idi. Birleşik yönetim 4. yy başlarına kadar sürüp gitmiş ve bu dönemde Likya sınırlarını kuzey-batıya doğru genişletmiştir.
Anadolu’da yerel kültürün en iyi değerlendirilme olanaklarının bulunduğu tek yer Likya yöresidir. Her ne kadar ilk yapılar Helenistik ve Roma dönemi binalarının altında kaybolsa da özellikle Mezarlarının birçoğu hala sağlamdır. Tapınma derecesinde varan atalara saygı, eski dünya da her zaman geçerliydi ve kaya / taş kesme mezarların en güzel örneklerine Likya yöresinde rastlanılmaktadır. Bu mezarlar 4 belirgin sınıfa ayrılabilirler;
1. Kaya Mezarları; En eski ve en özgün olanlarıdır. Temele konulmuş dört köşe bir sütün üzerinde mezar odası ve üzerinde geniş bir taş kapaktan oluşur. En çok rastlanan tip olup, ülkenin batı yöresine has oldukları sanılmaktadır. Nakış azdır. En iyi örnek Xanthos’ taki “Harpy Mezarı”dır.
2. Tapınak Mezarları; Likyalılara özgü olmayıp Anadolu’nun başka yörelerinde bulunanlardan çok farklı değillerdir. Ön yüzleri tapınak biçimindedir. Kapıda içerideki mezar odasına açılan bir sahanlık bulunur. Mezar odasında üzerine ölülerin yatırıldığı taş heykeller bulunur.
3. Ev Mezarlar; Bir, iki ve bazen üç katlı olup, tahta evlere benzerler. Dörtgen kiriş uçları ileriye doğru uzanır ve kapı üzerinde bir sıra yuvarlak/ dörtgen kiriş uçları bulunabilir. Mezarın içi tapınak mezarınkine benzer. Duvarlar, alınlıklar ve bazen yanlarındaki kayalar motiflerle süslenmiştir. En iyi örnek Myra’daki ‘Boyalı Mezarlardır’.
4. Lahit Mezarlar; Tüm dünyada en çok rastlanan mezar türü olmasına karşın Likya döneminden olanların ayrı bir özelliği vardır. Genellikle olağan üstü yüksek olup; bir temel, bir mezar odası ve sorguçlu “Gothic “ kapak olarak tanımlanan üç kısımdan oluşur. Temel, genellikle ikinci bir mezar odasıdır ve mezar sahibinin köleleri ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere ayrılmıştır. Lahit mezarlarda, çoğu kez yan yüzlerde ve kapağın sorgucunda kabarmalara rastlanır. Bazen mezar odasının içi de nakışlı olabilir.
Likya da bazen bir mezarın Mindis (MINTI) adlı bir varlığın korumasında olduğu belirtilir ve yine bazen mezarların kırılıp dökülmesini önlemek için kehanet mektupları yazılırdı. Bu yazılar; mezara saygısızlık edenler için lanetleme ve /veya ödenecek ceza belirtilmesiyle son bulur. Mezar sahibince saptanan cezalar genellikle şehir hazinesine ödenirdi. |